psk@kurdistan.nu
PSK PSK Bulten Komkar Komjin Roja Nû Weşan / Yayın Arşiv Link Webmaster
Dengê Kurdistan
 PSK
PSK Bulten
 KOMKAR
Komjin
 Roja Nû
 Weşan/Yayın
 Arşiv
 Link
Webmaster
 
   
 

PKK'yı sarımsaklasak da mı saklasak

Fadime ÖZKAN

Son dalga KCK tutuklamaları, cumhuriyetin demokratikleşmesi, askeri vesayetin kaldırılması, devletin çetelerden ve derin yapılardan arındırılması gibi konularda uzunca bir dönemdir sırt sırta vermiş olan liberal demokratlarla muhafazakâr demokratları bir yol ayrımına getirdi gibi. Peki, ne oldu da son yılların en önemli siyasi ittifakı çatladı?
Bu sorunun sorulma, ayrışmanın yaşanma nedeni, Kürt meselesinde zor bir evreye girilmiş olması. Zor zira PKK ile Kürt meselesinin, sivil alanda silah zoruyla paralel devlet yapılandıran KCK ile hak ve özgürlüklerin sınırlarının nerede başlayıp bittiğinin tespiti hayli zor.
Muhafazakârlar için mesele daha çok bir merhamet meselesi. “Bize karşı da hoyrat davranan bu devlet, Kürt kardeşlerimize geçmişte çok büyük haksızlıklar, zulümler yaptı. Biz bu acıları görmekte, önlemekte ihmalkâr davrandık. Onları yalnız bıraktık, bir şekilde PKK’nın kucağına düştüler. Artık onları bağrımıza basmalı, yaralarını sarmalıyız” diyor, buna büyük bir samimiyetle de inanıyorlar.
30 yıl boyunca terör üzerinden siyaset yapmış, 25-30 bin gencini toprağa vererek siyasileşmiş Kürtler ise en çok buna “ifrit” oluyor. Bu dili “üstenci” buluyor, kendilerine “acınmasından” nefret ediyor ve “şefkat” değil “siyaset”, “duygu” değil “hukuk” istiyor.
Siyasi Kürtlerin bu katı tutumu, şefkatle açılmış kucağa gösterdikleri soğuk direnç ise dindar demokratları çok fena sarsıyor. Bir şey talep etmeyi yahut reddetmeyi, diretmeyi Kürtlere -haşa yakıştıramıyorlar. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez’in ifadesinde kristalize olan “kardeşlik edebiyatından kardeşlik hukukuna geçme” önerisi belki de bu yüzden kitlesel destek bulmuyor.
Muhafazakârların “iman” ettiği bir diğer konu ise Kürtler ile PKK arasında derin uçurumlar ya da en hafifinden “zoraki bir ilişki” olduğu. O yüzdendir ki BDP’li vekillerle ilgili temsil gerçeğini ancak “madalyonun bir yüzü”ne bakarak kaldırabiliyorlar. Kan akmazken, sorunun sözle halledileceği umudu doğmuşken onları Kürtlerin meşru temsilcisi görüp kabul ediyor fakat PKK şiddeti tırmandığı, BDP’lilerin sözleri kulaklarını tırmaladığında onların “Kürtlerin değil Öcalan’ın temsilcisi” olduğunu öfkeyle dillendiriyorlar.
Öcalan’ın muhatap alınıp alınmaması bahsinde de benzer bir ikircikli tutum belirip belirip kayboluyor.
Liberal demokratlar ise konuya daha çok “devlet” açısından, devletin ne yaptığı ya da ne yapmadığı noktasından yaklaşıyorlar. On yıllardır devletin Kürtlerin bireysel kültürel haklarını gasp ettiğini, Kürtler üzerinde baskı, inkar, tenkil ve asimilasyon politikaları yürüttüğünü tespit ediyor, devleti sertçe eleştiriyor ve değişmeye zorluyorlar.
Sadece devletin yapıp ettiklerine “kilitlenme hali”dir ki, PKK’nın ortaya çıkışını, kimlerle nasıl iş tuttuğunu, akıttığı asker polis sivil kanını, örgüt içi yargısız infazları, Kürtler üzerinde kurduğu silahlı tahakkümü vesaireyi onların gözünde iyice flulaştırabiliyor. Belki bazıları için PKK’yı fazlasıyla “romantize” ediyor, temennilerin gerçek, kör terörün “kurtuluş savaşı” olduğu yanılsamasına yol açıyor.
Bir fark da şu: Muhafazakarlar daha çok Kürtlerin geçmiş ıstıraplarına yürek yumuşatırken, liberaller Kürtlerin yakın dönem mağduriyetlerine de dikkat kesiliyor.
Apaçık ki KCK, PKK’nın silah bırakmadan siyasete soyunmuş halidir ve liberaller ile muhafazakârlar arasındaki ayrışma da, buna göz yummak ya da yummamak ikilemidir.
--------------------------------------------
Star-16 Kasım

   
   
Dengê Kurdistan © 2011