Dersim
ve Alevi sorunu üzerine Kemal Burkay’la söyleşi (*)
Röportaj: Mûrad Ciwan
- Sayın Kemal Burkay, CHP Genel Başkan
Yardımcısı Onur Öymen, 10 Kasım´da
yapılan Kürt sorununun çözümü ile ilgili genel görüşmede,
AK Parti hükümetini, „anaların gözyaşlarının
akmaması“ bahanesiyle terörizme mücadele yerine,
onunla müzakare ettiği yönünde eleştirdi ve
„Şeyh Sait İsyanı´nda, Dersim´de kimse
neden analar gözyaşı döküyor demedi“ sözlerini
kullandı.
Öncelikle o dönemki hükümetin neler yaptığından
kısaca bahsedebilir misiniz? Dersim sorunu ile ilgili
olarak gençlerimizi, bugünkü nesli bilgilendirebilir misiniz?
- Dersim, Kürt halkının Kuzey Kürdistan´da
gerçekleştirdiği büyük direnişlerden biridir.
Açıktır ki Türkiye Cumhuriyeti´nin üzerinde
kurulduğu topraklar, etnik olarak çok renkliydi.
Ancak Türk hükümeti, Lozan´ın ardından sınırları
içinde yaşayan tüm hakları (Anadolu, Kürdistan,
Tırakya) Türkleştirmek ve tek millet yaratmak
istedi. Ermeniler zaten önceden kırılmış,
sürülmüşlerdi. Rumların çoğu da Birinci
Dünya Savaşı´nın ardından göçertildiler.
Yalnızca Müsüman halklar, yani Kürtler, Türkler,
Arnavutlar, Lazlar Çerkezler, Araplar vb. kaldı.
Mustafa Kemal
ve arkadaşları, tüm Müslüman hakları zorla
Türkleştirmeye çalıştılar. Diğer
tüm hakların dillerini yasakladılar, hiçbir
haklarını vermediler, yalanlar üstüne bir tarih
inşa ettiler... Adı geçen bu Müslüman halklar
arasında yalnızca Kürtler bu politika karşısında
güçlü bir direniş gösterdiler. Çünkü Kürtler, Türkiye
Cumhuriyeti sınırları içinde, büyük ve
kendilerine ait bir ülkeye sahiptiler (Kuzey Kürdistan).
Aynı zamanda Kürtler kalabalık nüfuslarıyla
farklı bir halk, ulustular.
Bu nedenle
Lozan´ın ardından Türk hükümetinin tavrı
ve politikasından rahatsız oldular. Kürt direnişleri
(Şeyh Sait Direnişi, Ağrı ve diğerleri)
birbiri ardına gelmeye başladı. Ancak Türk
devletinin kapsamlı saldırıları ile
bastırıldılar ve Kürtlere yönelik büyük
katliamlar gerçekleştirildi. Bu şekilde, Türk
devletinin eli, Dersim dışında Kürdistan´ın
her tarafına ulaştı. Ancak Dersim hala
denetim dışı idi. Silahlıydı
ve Türk devletine yeterince vergi ve asker vermiyordu.
Dersim halkı zaten yoksuldu, bu zorba devlete verecek
birşeyi yoktu.
Ağrı
direnişinin bastırılmasından sonra
sıra Dersim´e gelmişti. Türk hükümeti 1935´ten
sonra Dersim´in adını değiştirdi,
Tunç Eli yaptı. 1936´da Başbakan Celal Bayar,
Dersim sorununu parlamentoya getirdi, „Dersim bir çıbandır,
kesilip atılmalıdır!“ dedi. 1937´de Türk
askeri dört taraftan Dersim´i kuşattı. Türkiye
basınında, Türk ordusunun Murat nehri çevresinde
manevra yaptığına, „Yeşil ve mavi
kuvvetlerin savaş oyunlarına“ dair haberler
yer aldı.
Ancak gerçekte
toplar ve savaş uçaklarıyla Dersim halkına
bir saldırı söz konusuydu. Dersimliler yer yer
güçlü direnişler sergilediler ve saldırganlara
ağır bedeller ödettiler. Ancak ellerinde yalnızca
eski tüfekler vardı, cephaneleri ise yetersizdi.
Saldırganlar topçu bombardımanları ve uçaklardan
atılan bombaların yanı sıra, kimyasal
silah da kullandılar. Mağaralarda
barınan halka karşı (çoğunluğu
kadın ve çocuk) zehirli gaz kullandılar. Yer
yer kuru ot ve çalı çırpı yakmak suretiyle
onları dumana boğdular. Teslim olan halkı
kurşuna dizdiler. Bir bölümünü süngüleyerek öldürdüler,
nehirlere attılar. Bu şekilde onbinlerce insanı
öldürdüler, onbinlercesini de Batı´ya sürdüler, Türk
köy ve şehirlerine dağıttılar. Direnişin
lideri Seyit Rıza ve oğlu, diğer birkaç
kişi ile birlikte Elazığ´da idam edildi.
Böylelikle Dersim direnişi bastırıldı.
Ardından
Kuzey Kürdistan´ın tamamında, bir süre için,
yirmi yıl kadar süren bir sessizlik dönemi yaşandı.
Türk devleti bu sessizlikten hareketle Kürt hareketinin
sonunun geldiğini umdu. Ancak bu umut boşa çıktı.
Çok sürmedi, Kürt hareketi bir kez daha canlandı
ve zorbaların uykularını kaçırdı.
- Öymen, bugünkü hükümetten de Dersim, Şeyh
Sait başkaldırılarındaki tavrın
uygulanmasını istedi. Bu konuşmayı
partisi CHP adına yaptı. Öymen´in ve özellikle
de kendisini sosyal demokrat ve sol olarak nitelendiren,
üstelik Sosyalist Enternasyonal üyesi olan CHP´nin bu
tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Çok açık
ki Onur Öymen savaşın bitmesini ve Kürt sorununun
barışçı yöntemlerle çözümünü istemiyor.
Onun için çözüm, eskiden olduğu gibi askeri yöntemlerle
mümkündür, yani toplu imha ve soykırımla. Bu,
CHP ve Kemalistlerin yıllardan beri uyguladıkları
politikadır. Zaten son yıllara kadar da Türk
devleti bu politikayı uyguladı. Ancak başarılı
olamadığı görüldü. Bu politikanın
Türkiye´ye bedeli de ağırdır. Bugün bölge
ve dünya koşulları farklıdır. Bu nedenle
de yeni hükümet, AK Parti eski politikayı değiştirmek
istiyor.
Kendisini
nasıl tanımlarsa tanımlasın, CHP hiç
bir zaman sol ya da sosyal demokrat bir parti olmadı.
O, esas olarak, kuruluşundan bu yana ırkçı
ve militarist bir partidir. Mustafa Kemal ve İsmet
İnönü dönemlerinde faşist politikalar uyguladı.
Şimdi Baykal başkanlığında da
aynı durum sözkonusu; demokrasi karşıtı
ve savaş yanlısı bir partidir. Sosyalist
Enternasyonal üyeliği ise büyük bir ayıptır.
Bir an önce üyelikten çıkarılmalıdır.
- Türkiye´de, Atatürk´ün Seyit Rıza ve arkadaşlarının
idamından haberdar olmadığı, çevresindeki
İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak gibi kimi şahısların
onun bilgisi dışında Seyit Rıza ve
arkadaşlarını idam ettirdikleri iddiaları
var. Maalesef Aleviler, Dersim Alevileri bile bu iddiaya
inanıyorlar. PKK Başkanı Abdullah Öcalan
da birçok kez açıklamalarında, Atatürk değil,
diğer sorumluların bu suçu işlediklerini
iddia ediyor. Bu
iddialarla ilgili görüşünüz nedir. Tarihsel gerçekler
neyi gösteriyor?
- Yukarıda da belirttiğim gibi, Türk devleti
bu saldırının hazırlığını
1935´ten itibaren yaptı. Sorun parlamentoda görüşüldü
ve karar alındı. Bu durumda Mustafa Kemal´in
nasıl haberi olmaz? Hem o dönemde Mustafa Kemal´in
haberi olmadan bu ülkede yaprak kımıldamazdı.
Üvey kızı Sabiha Gökçen, Dersim´i bombalayan
uçakların pilotlarından biriydi. Aynı zamanda
birçok kaynakta, Mustafa Kemal´in bizzat Dersim´e gittiği,
subaylara ödül ve madalyalar dağıttığı
açıkça ortaya konuyor.
Mustafa Kemal´le
birlikte İsmet İnönü de, hem de askeri üniformayla
Dersim´e gitti ve subaylarla toplantı yaptı.
O dönemde Dersim´de çekilen ve Cumhuriyet gazetesi yıllığında
yayınlanan fotoğraflarını ben de gördüm.
Kuşkusuz
devlet Dersimliler arasında böyle bir propaganda
yaptı. Mustafa Kemal´in bu savaştan haberi olmadığını,
savaş sırasında hasta ve yatakta olduğunu
söyledi. Hatta Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak´ın
da Dersim kırımından haberi olmadığı,
haberi olduğunda ise ölümleri durdurduğu da
söyleniyor. Ancak bu söylenenler baştan aşağı
yalandır ve Türk devletinin kimi yardakçıları,
işbirlikçileri tarafından yayılıyor.
Bu şekilde Türk devletinin o dönemdeki yöneticilerini,
baş sorumlularını temize çıkarmaya
çalışıyorlar. Maalesef halk da saf, söylenenlere
inanıyor.
Öcalan´ın
söyledikleri farklı değerlendirilmeli. O önceleri,
Kemalizm zehrinin akıtılması için Kemalist
kafaların parçlanması gerektiğini söylüyordu.
Şimdi de böyle diyor… Onun söylemleri zaman ve mekana
göre değişiyor. Bir zamanlar en sivri Marksistti.
Roma´da İsa´yı övüyordu. Şimdi de İmralı´da
Kemalizmi övmeye geldi sıra…
- O dönemde Türkiye´de tek parti, CHP vardı.
Hükümet ve egemenlik o dönemde bu partinin elindeydi.
Buna rağmen, görünen o ki Türkiye´de, Dersimliler
de dahil Kürt Alevileri CHP´yi desteklediler. Her zaman
bu partinin temel dayanaklarından birini oluşturdular.
Hemen hemen oylarını blok olarak bu partiye
verdiler. Onun örgütlerinde ve yönetiminde yer aldılar.
Öncelikle, siz de Alevilerin her zaman CHP´yi destekledikleri
kanısında mısınız? CHP´nin Alevilere
bu derece zararı dokundu. Hatta Kemalist rejim bugüne
kadar devlet olarak (CHP ya da sağ partiler DP, AP,
ANAP ya da AK Parti) onlara etnik, dini ve mezhep planında
birinci sınıf vatandaş muamelesi yapmadı.
Her ne kadar laik olduğu söylense de , Kemalist rejim
dini alanda Sünni mezhebi temelinde bir politika yürüttü
ve Alevilerin haklarını vermedi. Özellikle de
Aleviler hem dil ve kültür, hem de inançlarından
ötürü asimilasyon uygulamalarıyla karşı
karşıya kaldılar.
Buna rağmen neden Alevilerin Kemalist rejime
bir sempatileri var, neden sürekli CHP´yi desteklediler?
- Alevilerin
Kemalizme ve CHP´ye çokça destek verdikleri doğrudur.
Bunun bir nedeni Mustafa Kemal´in Halifeliği sona
erdirmesidir. Aleviler bunu memnuniyetle karşıladılar.
Zira Sünni olan Osmanlı Halifeliğinden çok çekmişlerdi.
Ardından da Kemalistler ve partileri CHP, kendisini
modern ve laik, gericilik ve şeriat karşıtı
bir parti olarak gösterdi…
Bu nedenle
de, CHP´den bu kadar çekmiş olan Kürt Alevileri de
dahil, bir bütün olarak Aleviler, yine de CHP´yi desteklediler.
“Düşmanımın düşmanı dostumdur”
sözünde olduğu gibi.
Ancak gerçekte Kemalist rejim kimsenin dostu değildi.
Aynı zamanda gerçekte laik de değildi. Bu düzen
Sünni Müslümanların da desteklemediği ve zarar
gördüğü kimi işler yaptı. “Şapka devrimi”
gibi… Kemalist düzen ve partisi CHP aynı zamanda
Alevilerin de dostu değildi. Onların döneminde
de Aleviler düşünce ve inanç özgürlüğüne sahip
değillerdi, kimliklerini saklıyorlardı,
cem törenlerini gizli yapıyorlardı. Yine birçok
kez, Koçgiri ve Dersim´de olduğu gibi, büyük zulüm
ve katliamlar yaşadılar. 12 Eylül döneminde
Kemalist cunta eliyle bu zulüm yenilendi. Alevilerin bıyıkları
kesildi, zorla Sünnileştirmek için Alevi köylerine
cami yaptırıldı.
Diyanet İşleri
Başkanlığı CHP döneminde kuruldu.
Sünni İslam kurallarına göre verilen zorunlu
din dersleri onun döneminde yürürlüğe konuldu.
Özetle, Kemalistler
ve CHP ile Aleviler arasında hiçbir dostluk ya da
yakınlık yoktur; ancak yine de maalesef Aleviler
onun propogandasına kapıldılar ve CHP´yi
desteklediler, çok partili dönemde CHP´nin sermayesi haline
geldiler. Elbette CHP karşıtı diğer
partiler de Alevilere umut vermediler. Laiklik konusunda
onlarla CHP arasında hiçbir fark yoktu, belki de
Sünni İslama daha fazla ağırlık veriyorlardı.
Son yıllarda
Alevi hareketi güçlendi. Yani eskisi gibi kimliklerini
saklamıyorlar, hak ve özgürlükleri için çalışıyorlar.
CHP ve Kemalizmin yüzünü de daha fazla tanıyorlar.
Son olaylar, Onur Öymen´in sözleri de çoklarının
gözünü açtı. Bu iyi bir şey. Kürt ya da Türk,
Alevilerin CHP´nin etkisinden kurtulacakları konusunda
ümitliyim.
- Kemalizme ve CHP´ye sempati ya da destek konusunda
Kürt ve Türk Alevileri arasında fark var mı?
- Elbette
bazı farklar var. Türk Alevileri, Kürt Alevileri
kadar Kemalizmin zulmünü yaşamadılar. Türkçülük
propogandası onların üzerinde daha fazla etkisini
gösterdi. Bu nedenle de, Türk milliyetçiliği damarı
onlar arasında güçlüdür. Ancak her şeye rağmen
Alevi olarak onlar da kandırıldılar ve
inanç özgürlüğünden yoksun kaldılar.
- Öymen´in açıklamaları karşısında
Kürt ve Türk Alevilerin tepkileri aynı mı? Neden?
- Öymen´in
açıklamaları karşısında Alevilerin
tepkileri henüz yeni. Alevi Kürtlerinki çok güçlü ve açık.
Ancak Türk Alevilerinki henüz net değil.
- “Demokratik Açılım” çerçevesinde AK Parti
hükümeti Alevi vatandaşların haklarının
verilmesinden de bahsediyor. Şimdiye kadar hükümet
tarafından “Alevi Çalıştayı” adıyla
beş toplantı yapıldı. Hükümetin bu
politikasını, bu çalışmalarını
nasıl değerlendiriyorsunuz? Aleviler bu çalışmalara
hangi gözle bakıyorlar?
- Bugün AK
Parti kimi şeyler yapıyor ve Alevilerin gönlünü
almaya çalışıyor. Sizin de söylediğiniz
gibi, Alevilerin sorunlarıyla ilgili kimi toplantılar
yapıldı. Yine, Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül Dersim´e gitti ve orada bir cemevini ziyaret etti.
Elbette, önceki zulüm politikasıyla kıyaslandığında
bunlar olumlu adımlar. Ancak sorunu çözmeye yönelik
pratik adımlar meydanda yok. Örneğin zorunlu
din dersleri hala devam ediyor. Hükümet bu alanda Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi´nin kararını
uygulamıyor. Yine, Dersim´de yapımı süren
baraj inşaatları bu hükümet döneminde de devam
ediyor. Bu barajlar hem yeni bir göç dalgasına yol
açacak, hem de Dersim´in doğal güzelliklerinin tahribine
neden olacak. Ekonomik açıdan da gözle görünür hiçbir
yarar ve değerleri yoktur.
- AK Parti hükümeti bu sorunda ne kadar samimi, Alevilerin
istemlerine ne kadar yakın?
- Ak Parti
hükümeti bu sorun konusunda samimiyse, her şeyden
önce okullardaki zorunlu din dersini kaldırmalıdır.
Yine Dersim´de inşa edilen barajların yapımını
durdurmalıdır. Aynı zamanda Madımak
otelini müze haline getirmelidir. Elbette bunlar yeterli
değil, ancak öncelikli adımlardır ve uygulanmaları
kolaydır.
- Türkiye´de Alevi nüfusu ne kadardır? Hangi
etnik kimliğe sahipler? İnanç açısından
aralarında fark var mı? Aleviler, yaşadıkları
yer, nüfusları, durumları ile ilgili kısaca
okurlarımızı bilgilendirir misiniz?
- Aleviler
Kürdistan´ın yukarı hattında bulunuyorlar.
Yerleşim yerleri Erzurum´dan başlayıp,
Muş, Bingöl, Dersim, Erzincan, Elazığ, Malatya, Adıyaman, Sivas, Maraş,
Kayseri, Antep´ten Antakya´ya kadar uzanır. Bu hattaki
Alevilerin çoğunluğu, belki de yüzde 95´i Kürttür.
Öte yandan Türkiye´de Amasya, Çorum, Adana ve Mersin´de,
Toroslar´da (Yörük ve Tahtacılar), Ege civarında
ve diğer birçok yerde Alevi yerleşim yerleri
bulunuyor. Yine Aleviler, Ankara, İstanbul, İzmir
gibi büyük şehirlerde de kitlesel olarak varlar.
Elbette Alevilerin
nüfusunu kesin olarak bilmiyorum. Ne
kadarı Kürt, ne kadarı Türk, bu da açık
değil. Bu alanda bir istatistik de yok. Alevi nüfusun
15-20 milyon olduğu ve bunların en az yarısının
da Kürt olduğu tahmin ediliyor.
Bildiğim
kadarıyla Aleviler arasında inanç anlamında
büyük bir fark bulunmuyor. Ancak kimi adet ve geleneklerde
elbette farklar var. Örneğin Kürt Aleviler arasında,
özellikle de Dersim´de, geçmişte şarap ve rakı
gibi alkollü içkiler adet değildi, yasaktı.
Son 40-50 yıldan bu yana bu adet yavaş yavaş
değişti. Ancak Bektaşi Aleviler açısından
şarap içmek geçmişten beri serbestti.
- Kürt, Türk ya da diğer etnisitelerden Türk
vatandaşı Aleviler ne istiyor?
- Aleviler
herşeyden önce, ayrı bir inanç olarak kimliklerinin
tanınmasını istiyorlar. Varolan zulüm ve
haksızlığın sona ermesini istiyorlar.
Devlet, uyguladığı zulüm ve haksızlıklar
nedeniyle özür dilemelidir. Cami,
kilise, havra gibi, cemevi de ibadet yeri olarak kabul
edilmelidir. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır.
Bunun dışında
talepler de elbet var. Ancak talepler arasında farklar
da var. Örneğin Alevilerin bir kısmı, Alevilerin
de Diyanet İşleri Başkanlığı´nda
temsil edilmelerini, devletin Alevi pir ve dedelerinin
de maaşlarını ödemesini istiyor. Kimileri
de, bu kurumun kaldırılmasını, her
din ve mezhebin dini kurumlarını kendisinin
kurmasını, masraflarının da kendileri,
cemaatleri tarafından karşılanmasını
öneriyor. Bana göre de doğrusu budur. Laik bir toplumda
böyle bir kurumun olmaması gerekiyor. Devlet dini
alandan elini çekmeli, tüm din ve mezhepler karşısında
tarafsız olmalıdır; kimileri önünde engel
olmamalı, birine karşı ötekini desteklememelidir.
- Hak ve özgürlüklerini elde etmek için Aleviler
ne yapmalı? Bu yolda Alevi olmayan vatandaşların
sorumluluk ve görevleri ne olmalıdır? Özellikle
Alevilerle Kürtlerin hak ve özgürlükleri arasında
ne tür bir ilişki var?
- Bana göre,
Alevilerle haksızlığa uğrayan, özgürlük
talebi olan diğer güçler, demokratik bir toplum için
elele vermeli, birlikte çalışmalılar. Yani
Alevilerin sorunları, diğer sorunlarla bağlantılıdır.
Özellikle Kürtlerle Aleviler elele vermeliler. Türkiye´deki
Alevilerin önemli bir bölümü zaten Kürttür. Yani Kürt
sorunu aynı zamanda onların da sorunudur.
Öte yandan Alevilerin düşmanları Müslüman Kürtler
değildir. Herkesin inancını özgürce yaşaması
için, her iki kesim birbirine karşı saygılı
olmalı. Örneğin camiye gidenler, cemevine gidenler,
kiliseye gidenler ya da Yezidi Kürtler, birbirlerinin
inançlarına saygılı olmalılar. İsteyen
başını örtebilmeli, isteyen açabilmeli.
Ülkede barış ve demokrasinin tesis edilmesi
için böylesine bir hoşgörü gerekli. Bu güçlerin
parçalanması ve birbirlerine düşmanlık
yapmaları durumunda, bu zorba düzenin ömrü uzar.
Zira o, Kürtlerle Türkler, Alevilerle Sünniler, Müslümanlarla
Hıristiyanlar arasında düşmanlık yaratıyor,
onları birbirlerine karşı kışkırtıyor
ve böylece onların özgürlük ve eşitlik kavgasını
güçsüz düşürüyor, kendi ömrünü ise uzatıyor.
Sorular:
Murad Ciwan
Yanıtlar:
Kemal Burkay
24 Kasım
2009
(*)
Röportaj, Netkurd internet sitesinde Kürtçe olarak yayınlandı.
Çeviri:
Sedat Karakaş
|