|
Kemal
Burkay Wuppertal’da son siyasal gelişmelerle ilgili bir
konferans verdi
Kemal Burkay:
„Kürt sorunu aynı zaman da Türk sorunudur.
Kürtler, Türk halkıyla federal bir sistemde
birlikte yaşayabilir, Bunca zulme rağmen nefretle,
kinle dolu değiliz. Eşitlik temelinde birlikte
yaşamaya varız. Türkiye değişmek zorunda.
Kürtler de temel istemlerini dile getiren etkili bir legal
bir alternatif oluşturmalı.”
Necla Morsünbül-Wuppertal
Kürt siyasetçi, şair ve yazar Kemal Burkay, kısa
süre önce Roja Nû Yayınları arasında basılan
"Anılar"ının II. cildini imzalamak
için geldiği Almanya’nın Wuppertal kentinde
düzenlenen sohbet toplantısında ülkede yaşanan
son siyasal gelişmelerle ilgili bir konferans
verdi, soruları cevaplandırdı.
Kemal
Burkay, dört cilt olarak hazırladığı
anıların ikinci cildini okuyucularına imzaladı.
14 Kasım tarihinde Almanya’nın Wuppertal şehrinde
gerçekleşen konferansa ilgi oldukça fazlaydı.
Burkay konuşmasının başında,
son dönemde yayımlanan kitapları hakkında
kısa bilgi verdi, daha sonra esas konuya geçti.
Burkay konuşmasında Kürt sorunu ve Kürt açılımıyla
ilgili görüşlerini dile getirdi. Daha sonra katılımcıların
sorularını yanıtladı.
Burkay “Anılar”la ilgili olarak şunları
söyledi:
Anılarımın tamamı 4. cilt tutuyor.
2000 yılında 1. cilt basıldığı
zaman diğerleri de hazırdı. Ancak, ikinci
cilt parti tarihini de içerdiği için yayınlanmasını
bilerek geciktirdim. Çünkü Türkiye tekin bir yer değil.
Anılarımın son iki cildi de hazır;
uygun zaman geldiğinde basımı yapılacaktır.
„Kürt açılımı“ denilen proje, statükocuların
bastırması sonucunda önce „Demokratik Açılım“
daha sonra da „Milli Birlik Açılımına“
dönüştü. Bu konuyla ilgili görüşlerimi internet
sitemiz başta olmak üzere, zaman zaman TV ve gazetelerin
benimle yaptıkları söyleşilerde dile getirdim.
Bunlar kamuoyuna yansıdı.
Kürt
açılımı neden bu süreçte çıktı?
Kürt sorunu bu süreçte çözülecek mi?
“Açılım”ın böylesi bir süreçte başlamasının
iç ve dış etkenleri var. Türk devleti, Kürt
halkının özgürlük mücadelsini bastırmak
için büyük çaba harcandı. 86 yıl boyunca Kürtleri
yok saydı. Kürt dilini kültürünü yok etmek, Kürt
halkını asimile etmek için sistemli şekilde
uğraştı. Bu nedenle geçmişten buyana
29 ayaklanma yaşandı. Çok büyük bedeller ödendi.
Bu sorun ekonomik ve siyasal gelişmenin yanı
sıra demokratik mücadelenin önünde büyük bir engel
oldu. Türkiye, enerjisinin büyük bölümünü burda tükketi.
Son otuz yılda yaşananları hepimiz biliyoruz.
Binlerce köy yakılıp yıkıldı,
tarım yok edildi. Onbinlerce insan yaşamını
yitirdi, milyonlarcası evini, yurdunu terk edip büyük
kentlere yığıldı. Türkiyede militarizm
ve şovenizm tırmandı. Bu savaş nedeniyle
yüzmilyarca dolar heba edildi.
Kürt
sorunu, aynı zamanda Türkiye sorunudur. Askeri yöntemlerle
değil, siyasal yöntemlerle çözülür. 86 yıllık
cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürt varlığı
ve çözüm gereği dile getiriliyor.
Sorunun yıllar içinde giderek büyüdüğü, eski
politakanın artık yürüyemiyeceği son yıllarda
daha net görülmeye başladı. Önce Demirel-İnönü
koolisyonu „Kürt realitesini tanıyoruz“ dedi. Çiller
hükümeti, Bask örneğini gösterdi. Mesut Yılmaz
"Turkiye'nin AB üyeliğinin yolu Diyarbakır’dan
geçer" dedi. Ama söz konusu politikacılar pratikte
adım atmadılar, atmalarına izin verilmedi;
statükocu güçler tarafından lafları ağızlarına
tıkıldı. Özal, federsyonu bile konuşmalıyız,
dedi ve bu nedenle yaşamını yittirdi, zehirlendi.
Baskı ve yasakla koşullanmış bu rejim,
kurulu düzenin sarsılmaması için devlet başbakanlarını
bile öldürecek kadar gözü karadır.
Şimdi ise AKP Kürt açılımını
gündeme taşıdı. Kürt sorunu aynı zamanda
Türkiye sorunudur. Askeri yöntemlerle çözülmez. Siyasal
yollarla çözülür. AKP nin tavrı 86 yıllık
cumhuriyet tarihinde ilktir. Artık kangren olmuş
bu sorunu yeni yöntemlerle çözme isteği bile kendi
başına önemlidir.
Bilindiği gibi CHP ve MHP bu açılıma karşı
çıkmaktalar. Irkçı MHP’nin tavrı anlaşılırdır.
Sistemin kurucusu olan CHP ise yıllar boyu oluşturmaya
çalıştığı tek renk; tek ırk,
tek dil, tek mezhep, tek bayrak düzenini dayatmaya devam
ediyor, statükonun bozulmasını istemiyor.
Oysaki Anadolu çok kültürlü, çok dilli ve çok mezhepli
bir yapıdadır. Laz, Çerkez, Arap, Arnavut gibi
azınlıkları asimile ederek büyük çapta
yok ettiler. Ancak kürtleri yok edemediler. Kürtler, bu
siyasete inatla ve kararlılıkla direndiler.
Zaten bu geniş ve zor coğrafyada yaşayan
20 milyonluk (Tüm Kürdistan’da 40 milyon) bir halkı
asimile etmek de kolay iş değil.
Değişen iç ve dış koşullar,
en başta da Kürt halkının durmak bilmeyen
mücadelesi nedeniyle gelinen aşamada, AK Parti ötekilerden
daha cesur davranarak demokratikleşme konusunu gündeme
taşıdı. Statükocu güçler bu açılımın
vatanı böleceğini söylüyorlar. Onlar, koca bir
halkı-ulusu görmezlikten geliyorlar. Kürtleri Türk,
Kürdistan’ı kendi vatanları gibi gösteriyorlar.
Güney Kürdistan’da ve Irak’ta yaşananlar, orada
fedaral Kürdistan’ın ortaya çıkmasına neden
oldu. Güneyli kardeşlerimizin parlamentorsu var,
hükümeti var, ordusu var. Kürtçe resmi dil oldu. Eğitim
ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe yapılıyor.
Böylesine ciddi bir oluşum karşısında
Türkiye’deki yirmi milyonluk bir halkı yok sayması
ve eski politikayı sürdürmesi mümkün değildir.
Kürtler,
Türk halkıyla federal bir sistemde birlikte yaşayabilir.
Bugünkü dünya düzeni artık faşist ve militarist
rejimleri hoş karşılamıyor. Türkiye
devleti ister istemez dünya koşullarına uymak
zorundadır. Dünya ciddi bir değişim ve
dönüşüm sürecine girmiştir. Totaliter statükocu
rejimleri değişmeye zorluyor. Statükocu güçlerin
çabaları bu değişimin önüne tıkamaya
yetmemektedir.
Çözüme gelince... AKP’nin ve liberal çevrelerin bile
Kürt sorununun çözümü konusunda yeterli bir programa sahıp
oldukları kanısında değilim. Çatışmaların
durması, üniverstelerde Kürt dili kürsülerinin açılması,
özel tv’lerin Kürtçe yayın yapması ve benzeri
adımlar elbet önemlidir. Biz atılacak her olumlu
adımı destekleriz. Ancak bunlar yeterli değil.
Kürt sorunu ulusal ve kapsamlı bir sorundur. Çözüm
de buna uygun olmalıdır. Kürtlerin kendi kaderlerini
belirleme hakkına saygı gösterilmelidir. Her
halkın bağımsız bir devlet kurma hakkı
olduğu gibi Kürtlerin de vardır. Bize göre Kürtler
eşitlik temelinde, Türk halkıyla federal bir
sistem içinde yaşayabilir. Bunu başından
beri dile getiriyoruz. Kıbrıs’ta 150 bin Türk
için istenen haklar (iki bölgeli, eşit siyasi haklara
sahip federal sistem) neden Kürtlere tanınmsın?
Dünyada bunun gibi başka birçok örnek verebiliriz.
Güney Kürdistan çok daha yakın ve somut bir örnektir.
Bunu dediğimiz zaman Türkiye’de bazı çevreler
bizi hayaci olmakla suçluyor ve böylesine eşitlikçi
bir çözüme karşı bin dereden su getiriyorlar.
Oysa asıl gerçekçi çözüm budur, Türkiye ve Kuzey
Kürdistan’daki duruma uygun düşen budur.
Yaşadığımız
bunca zulme rağmen nefretle, kinle dolu değiliz.
Eşitlik temelinde birlikte yaşamaya varız.
Kürt sorunu çözüldüğünde, Türkiyeda var olan diğer
tüm etnik, dini, kültürel azınlıklar da özgür
olacaklardır. Biz Türkiyede yaşayan tüm azınlıkların
özgür olmalarını, kültürel, dini haklarına
sahip olmalarını önemsiyor ve istiyoruz.
Ne var ki bu aşamada Türk tarafının böylesi
köklü bir çözüme henüz hazır olmadığı
düşüncesindeyim. Sürecin daha başındayız.
Siyasetlerin ve kamuoyunda yerleşik anlayışların
değişmesi için zaman gerekir. Peki Kürt halkı
hazır mı? Bence Kürtler de hazır değil.
Şu durumda Kürt cephesinde ortak ve haklı istemleri
dile getiren güçlü bir ses yok.
Kürt halkı içindeki PKK, DTP gibi güçlü görünen
kesimlerin durumu umut verici değil. Onlar, bir bölüm
kültürel haklar, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi
sıradan insan haklarını savunuyorlar. Federal
ve otonom bir statüye, Kürtçenin resmi dil olmasına
bile gerek yok diyorlar. Bu çerçeve Kürt sorununun çözümü
için yeterli değil.
Bu nedenle Kürt halkına eşitlik temelinde bir
çözümü savunan siyasi, kitlesel bir alternatif gerekir.
Bu ise, siyasi bilinç ve örgütlenme sorunudur. Kürt halkının
gerçek anlamda özgür olmasını, kendi ülkesinde
onurla yaşamasını isteyen herkes bunun
için çaba göstermeli.
Kürdistan’da ve metropollerde, barışçı
ve odemokratik gösterilerle Kürt halkının temel
taleplerini dile getirecek, böyle bir örgüt veya cephe,
hem geniş uluslararası destek alır, hem
de çözüm konusunda Türk halkını ve Türk tarafının
politikalarını da etkiler.
Türkiye
değişmek zorunda. Kürtler ise etkili legal bir
alternatif yaratmalı. HAK-PAR buna uygun bir tutuma
ve programa sahip. Eğer desteklenirse yeterli güce,
kitleselliğe oluşabilir.
DTP’nin parlamentoda grubu var, yüze yakın belediyenin
yönetimine sahip. Bu önemli bir güçtür. Eğer DTP
Kürt halkının temel istemlerini savunsaydı,
şu aşamada yeni bir legal partiye ihtiyaç duyulmazdı.
Ancak DTP temsil ettiğini iddia ettiği halkın
istemlerini gözardı ediyor. Diğer kesimlerle
iş ve güç birliğinden bile kaçınıyor.
Eğer DTP, HAK-PAR ve diğer gruplar son seçimlerde
birlikte hareket etselerdi, daha büyük başarılar
elde edebilirlerdi.
HAK-PAR’ın DTP kadar güçlü olmadığı
bir gerçek. Ama Kürt halkının temel taleplerini
savunan odur. Programında federasyon talebi var.
Bu nedenle Kürt yurtseverlerinin bu partiye destek vermeleri
gerekiyor.
HAK-PAR’da bir araya gelmek elbet, görüşbirliğine
varılan kimi konularda DTP ile ortak çalışma
yapmaya, iş ve güç birliğine engel değil.
Bizler, gerekli alternatifi oluşturmalı ve
halkımızın haklı taleplerini dile
getirmede ısrarcı olmalıyız. Bu görev
şu aşamada hayati ve acildir, tarihi bir görevdir.
|